Parayı Yurt Dışında Kazandınız. Türkiye'ye Nasıl Getireceksiniz?

Yurt dışı şirket kurulurken hep aynı soru atlanıyor: para geri gelirken ne oluyor. Dört yol, her birinin şartı ve bir tarihi kaçırınca kaybedilen istisna.

Yurt dışı şirket yapıları kurulurken konuşulan soru hep aynı: orada ne kadar vergi öderim.

Sorulmayan soru ise şu: o para bana lazım olduğunda ne olacak.

Yapı kurulurken bu ikinci soru uzak duruyor. Şirket yeni, kâr birikmemiş, para zaten işletmede kalacak. Ama iki üç yıl sonra tablo değişiyor. Ev alınacak, çocuk okula başlayacak, Türkiye’de bir yatırım yapılacak veya kurucu kendine düzenli bir gelir çıkarmak istiyor. Ve o an, kuruluşta hiç modellenmemiş bir hesap masaya geliyor.

Bu yazı o hesap üzerine.

Paranın geri gelmesi neden ayrı bir başlık

Yurt dışında bir şirketin kâr etmesi ile o kârın size ulaşması iki ayrı olay. Arada bir kapı var ve o kapının kendi kuralları işliyor.

Şirket orada kâr ettiğinde parayı şirket kazanıyor, siz kazanmıyorsunuz. Şirketin banka hesabındaki bakiye sizin geliriniz değil. O paranın size geçmesi için bir işlem gerekiyor: dağıtım, ödeme veya faturalama. Vergi de işte o işlemde doğuyor.

Buradaki en yaygın hata, bu iki aşamayı tek aşama sanmak. “Zaten orada vergisini verdim” cümlesi çoğu zaman şirketin ödediği vergiyi kastediyor. Oysa şirketin ödediği vergi, sizin ödeyeceğiniz verginin yerine geçmiyor. İki ayrı mükellef, iki ayrı hesap.

Dört yol var

Paranın yurt dışındaki şirketten size ulaşmasının dört yolu bulunuyor ve dördü farklı işliyor.

Kâr payı. Şirket kârından pay dağıtıyor, siz ortak olarak alıyorsunuz. En doğal yol ve mevzuatın en çok düzenlediği yol.

Ücret. Şirkette fiilen çalışıyorsanız aldığınız ödeme ücret niteliğinde oluyor.

Hizmet bedeli. Türkiye’den o şirkete gerçek bir hizmet veriyorsanız fatura kesiyorsunuz. Bu artık bir kâr aktarımı değil, bir hizmet ihracı.

Getirmemek. Parayı orada bırakmak da bir tercih ama göründüğü kadar sonuçsuz değil.

Şimdi bunları tek tek ele alalım, çünkü aralarındaki fark hem tutarda hem takvimde ortaya çıkıyor.

Kâr payı yolu: kanun burada getireni ödüllendiriyor

Yurt dışındaki şirketten alınan kâr payı, Türkiye’de tam mükellef bir gerçek kişi için menkul sermaye iradı sayılıyor ve yıllık beyannameye giriyor.

Ama burada çoğu kişinin bilmediği bir düzenleme var.

Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan anonim veya limited şirket niteliğindeki bir kurumdan alınan kâr payının yarısı gelir vergisinden istisna tutuluyor. İki şartla:

Birincisi, o kurumun ödenmiş sermayesinin en az yüzde yirmisine sahip olmanız. Bu oran 1 Ocak 2026’dan itibaren geçerli. Öncesinde yüzde elliydi. Yani düzenleme bu yıl genişledi ve artık azınlık ortakları da kapsıyor.

İkincisi, kâr payını Türkiye’ye transfer etmiş olmanız. Süre belirli: kâr payının elde edildiği takvim yılına ilişkin yıllık gelir vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar.

İkinci şart bu yazının bütün meselesi. Kanun burada bir tercih yapmış ve parayı Türkiye’ye getireni açıkça ödüllendirmiş. Getirmeyene ceza vermiyor ama indirimi de vermiyor.

Sonucu şöyle düşünün. Aynı kâr payı, aynı tutar, aynı şirket. Parayı zamanında getirdiyseniz beyana giren tutar yarısı. Getirmediyseniz tamamı. Arada duran şey kazancınızın niteliği değil, bir takvim.

Bunun pratik anlamı şu: dağıtım kararı ile transfer planı, beyanname takvimine göre kurulmak zorunda. Aralık ayında alınan bir dağıtım kararı, para yılın ilerleyen aylarında transfer edilecekse istisnayı riske atıyor. Bu, muhasebe işi değil planlama işi ve kararın alındığı gün düşünülmesi gerekiyor.

Kurumlar vergisi mükellefleri için ayrı bir rejim işliyor. Orada da 1 Ocak 2026’dan itibaren geçerli bir düzenleme var ve orada da transfer şartı bulunuyor, ama aranan sermaye payı ve istisna oranı farklı. Yapınız şirket üstünden kuruluysa hesabın bu ayağına ayrıca bakılması gerekiyor.

Yurt dışında ödenen vergi ne oluyor

“Orada zaten vergi ödedim” cümlesinin karşılığı var ama sınırlı.

Yurt dışında ödenen vergi, aynı gelire isabet eden Türkiye vergisinden mahsup edilebiliyor. Yani aynı kazanç iki kere tam olarak vergilenmiyor.

İki sınır var.

Birincisi tutar sınırı. İndirilecek tutar, hesaplanan gelir vergisinin yurt dışında elde edilen kazanca isabet eden kısmını aşamıyor. Orada Türkiye’dekinden yüksek vergi ödediyseniz aradaki fark size geri dönmüyor, kayboluyor.

İkincisi belge. Mahsup için ödemenin, yabancı ülkenin yetkili makamlarından alınan ve o ülkedeki Türk konsolosluklarınca onaylanmış bir belgeyle ispatlanması gerekiyor. Bu, sonradan toplanması zor bir belge. Uygulamada mahsup hakkının kullanılamamasının en sık sebebi hesaplama değil, bu belgenin olmaması.

Yani mahsup bir hak ama kendiliğinden işleyen bir hak değil. Dağıtım yapılırken belgesinin de o anda alınması gerekiyor.

Fatura yolu ve sınırı

Bazı durumlarda para, kâr payı olarak değil hizmet bedeli olarak geliyor. Türkiye’deki kişi, yurt dışındaki şirkete bir hizmet veriyor ve faturasını kesiyor.

Bu yol gerçekten bir hizmet varsa doğru ve çoğu zaman avantajlı. Çünkü artık ortada bir kâr aktarımı değil, bir hizmet ihracı bulunuyor ve hizmet ihracının kendi indirim rejimi işliyor. Bu rejimin oranı 2026’da yükseldi ve kapsamı yazılımdan tasarıma, veri işlemeden çağrı merkezine kadar geniş bir alanı içeriyor. Yurt dışına hizmet satan şirketlerde istisnanın nasıl işlediğini ayrı bir yazıda ele aldım; kendi rakamlarınızla görmek isterseniz hizmet ihracı kazanç indirimi aracı hesabı çıkarıyor.

Ama bir sınır var ve göz ardı ediliyor.

Siz o şirketin ortağısınız. Yani ilişkili kişi sayılıyorsunuz. İlişkili kişiler arasındaki işlemlerin emsallere uygun olması, yani üçüncü bir kişiyle yapılsaydı hangi bedelle yapılacaksa o bedelle yapılması gerekiyor.

Bunun iki yönü var. Bedeli olması gerekenden yüksek belirlerseniz, aradaki fark kazanç aktarımı olarak değerlendirilebiliyor. Düşük belirlerseniz, bu kez Türkiye’de vergilendirilmesi gereken bir kazancın yurt dışında bırakıldığı sonucu doğuyor.

Ve daha temel bir şart var: hizmetin gerçekten verilmiş olması. Türkiye’de oturup yurt dışındaki kendi şirketinize var olmayan bir danışmanlık faturası kesmek bir para getirme yöntemi değil, ayrı bir problem.

Getirmemek bir çözüm mü

Parayı orada bırakmak ilk bakışta sorunu erteliyor gibi görünüyor. Ertelemiyor.

Belirli şartlar bir arada gerçekleştiğinde, yurt dışındaki şirketin kazancı fiilen dağıtılmamış olsa bile dağıtılmış sayılıyor ve Türkiye’de vergilendiriliyor. Aranan şartlar özetle şunlar: şirketin en az yarısının Türkiye’de tam mükellef kişilerin kontrolünde olması, hasılatın dörtte birinden fazlasının faiz, kira, lisans bedeli gibi pasif nitelikte olması ve bulunduğu ülkede taşıdığı efektif vergi yükünün yüzde onun altında kalması.

Bu şartların üçüncüsü, düşük vergili ülkelerde kurulan yapılarda genelde sağlanıyor. Birleşik Arap Emirlikleri’nin 2023’ten beri uyguladığı yüzde dokuzluk oran bu eşiğin altında kalıyor. Estonya’da ise kâr dağıtılana kadar vergi doğmadığı için o yıla ilişkin efektif yük sıfır görünüyor; ertelemeli sistemlerin bu şart karşısında nasıl değerlendirileceği mevzuatta açık hükme bağlanmamış bir alan ve idari yorum belirleyici oluyor.

İkinci şart burada asıl ayrımı yapıyor. Gerçek bir ekiple yazılım geliştirip satan bir şirketin geliri pasif nitelikte değil. Tek işlevi bir lisans bedelini toplamak olan şirketinki öyle.

Sonuç şu: parayı getirmemek, vergiyi ertelemenin değil, istisnadan vazgeçmenin yolu oluyor. Şartlar oluştuysa vergi zaten doğuyor, üstelik kâr payı istisnasından da yararlanamıyorsunuz çünkü ortada Türkiye’ye yapılmış bir transfer yok.

Para gelirken bankada ne oluyor

Vergi tarafı çözülse bile transferin kendisi ayrı bir aşama.

Bankalar yurt dışından gelen parayı, gönderim açıklamasına ve tarafların ilişkisine bakarak sınıflandırıyor. Ortağından para alan bir kişi veya şirket söz konusu olduğunda bu sınıflandırma otomatik olarak kâr payı çıkmıyor. Açıklamadaki tek bir kelime, transferin kredi veya sermaye hareketi olarak okunmasına ve haftalarca beklemesine yol açabiliyor.

Kâr payı transferinde iki şey işi hızlandırıyor: açıklamanın işlemin gerçek niteliğini yansıtması ve arkasında belgeli bir dağıtım kararının bulunması. Bu mekanizmayı ve bankanın neye baktığını yurt dışından gelen paranın neden hesaba geçmediği yazısında ayrıntılı anlattım.

Amerika tarafında şirketi olanlar için ek bir başlık var: ödeme altyapısındaki değişiklikler hesabın statüsünü ve transferin görünümünü etkileyebiliyor. Mercury hesaplarının Column N.A.’ya geçişini bu açıdan ele almıştım.

Bütün hesabı geçersiz kılabilecek tek başlık

Buraya kadar anlatılan her şey bir varsayıma dayanıyor: yurt dışındaki şirketin gerçekten yurt dışında olduğu varsayımına.

Bu varsayım her zaman doğru değil.

Bir şirketin Türkiye’de tam mükellef sayılması için kanuni merkezinin Türkiye’de olması şart değil. İş merkezinin, yani işlemlerin fiilen toplandığı ve yönetildiği yerin Türkiye’de olması yeterli. Tescil belgesi Tallinn’i gösterirken kararların İstanbul’da alındığı, sözleşmelerin buradan imzalandığı ve işi yapan herkesin burada oturduğu bir yapıda bu tespit yapılabiliyor.

Böyle bir tespit yapıldığında tablo baştan değişiyor. Artık ortada Türkiye’ye getirilecek bir yurt dışı kazancı yok; en baştan Türkiye’de beyan edilmesi gereken bir kurum kazancı var. Kâr payı istisnası, mahsup, transfer takvimi gibi başlıkların hepsi anlamını yitiriyor çünkü hepsi “bu bir yurt dışı kazancı” kabulü üzerine kurulu.

Bu yüzden getirme planı yapmadan önce yapının kendisinin sağlam olduğundan emin olmak gerekiyor. Yanlış kurulmuş bir yapıya doğru bir getirme planı yapmak, hesabı kurtarmıyor.

Pratikte nasıl planlanıyor

Bu işi düzgün yürütenlerde ortak olan birkaç davranış var.

Dağıtım kararı yılın başında konuşuluyor. Kâr payı dağıtımı, yıl sonunda ortaya çıkan bir sonuç değil, yıl içinde alınan bir karar. Transfer takvimi de o kararın parçası oluyor.

Transfer, beyanname tarihinden önce tamamlanıyor. Son güne bırakılmıyor, çünkü bankadaki bir gecikme takvimi kaçırmaya yetiyor.

Yurt dışında ödenen verginin belgesi dağıtımla birlikte alınıyor. Sonradan toplanmaya çalışılmıyor.

Sermaye payı kontrol ediliyor. İstisna belirli bir sahiplik oranına bağlı ve ortaklık yapısı yıl içinde değişmişse bu şartın sağlanıp sağlanmadığına bakılıyor.

Şirketin nereden yönetildiği yazılı hale getiriliyor. Yönetim kurulu kararları, toplantı tutanakları, imza yetkileri. Bu belgeler yapının gerçekliğini gösteren şeyler ve sonradan üretilemiyor.

Geçmiş yıllarda getirilmemiş ve beyan edilmemiş kazançlar varsa, bunlar için dönem dönem açılan düzenlemeler bulunuyor. Varlık barışı düzenlemesinin nasıl işlediğini ayrı bir yazıda anlattım; böyle bir pencere açıkken geçmişi düzeltmek her zaman daha az maliyetli oluyor.

Özetle

Yurt dışı şirket kurarken hesaplanan şey genelde giriş maliyeti oluyor. Asıl maliyet ise çıkışta.

Kanun, kârı Türkiye’ye getireni açıkça kayırıyor: getirdiğinizde kâr payının yarısı vergiden istisna, getirmediğinizde tamamı vergiye giriyor. Ve bu istisnayı kaybettiren şey kazancınızın niteliği değil, bir tarihi kaçırmanız.

2003’ten beri bu masadayım ve şunu görüyorum: yapıyı kuranlar giriş tarafını iyi hesaplıyor, çıkış tarafını hiç hesaplamıyor. Oysa o para bir gün mutlaka lazım oluyor. Ve lazım olduğu gün, kuruluşta yapılmamış bir planlamanın bedeli tek seferde ödeniyor.

Sık sorulan sorular

Yurt dışındaki şirketimden aldığım kâr payını Türkiye'de beyan etmek zorunda mıyım?

Türkiye'de tam mükellefseniz evet. Tam mükellef gerçek kişi dünya genelindeki geliri üzerinden vergilendiriliyor ve yurt dışındaki şirketten alınan kâr payı menkul sermaye iradı olarak yıllık beyannameye giriyor. Paranın Türkiye'ye hiç gelmemiş olması beyan yükümlülüğünü kaldırmıyor; gelirin elde edilmiş olması yeterli.

Bu soruya ayrılmış sayfa

Kâr payının yarısının vergiden istisna olduğunu duydum, doğru mu?

Doğru ama şartlı. Kanuni ve iş merkezi Türkiye'de bulunmayan anonim veya limited şirket niteliğindeki bir kurumdan alınan kâr payının yarısı gelir vergisinden istisna tutuluyor. İki şart aranıyor: o kurumun ödenmiş sermayesinin en az yüzde yirmisine sahip olmak ve kâr payını, elde edildiği takvim yılına ilişkin yıllık gelir vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye'ye transfer etmek. Sermaye payı şartı 1 Ocak 2026'dan itibaren yüzde elliden yüzde yirmiye indirildi.

Bu soruya ayrılmış sayfa

Parayı beyanname tarihine kadar getiremezsem ne oluyor?

İstisnayı kaybediyorsunuz ve kâr payının yarısı değil tamamı vergiye giriyor. Buradaki kritik nokta şu: istisnayı kaybettiren şey kazancın niteliği değil, bir takvim. Para yurt dışında durduğu için değil, zamanında getirilmediği için kaybediliyor. Bu yüzden dağıtım kararı ile transfer planının beyanname takvimine göre kurulması gerekiyor.

Bu soruya ayrılmış sayfa

Yurt dışında zaten vergi ödedim, Türkiye'de tekrar mı ödeyeceğim?

Yurt dışında ödenen vergi, aynı gelire isabet eden Türkiye vergisinden mahsup edilebiliyor. Ancak mahsup sınırsız değil: indirilecek tutar, hesaplanan gelir vergisinin yurt dışında elde edilen kazanca isabet eden kısmını aşamıyor. Aşan kısım kaybediliyor. Ayrıca mahsup için ödemenin yabancı ülkenin yetkili makamlarından alınan ve Türk konsolosluklarınca onaylanmış belgeyle ispatlanması gerekiyor; bu belge süreci çoğu zaman ihmal ediliyor ve mahsup fiilen kullanılamıyor.

Bu soruya ayrılmış sayfa

Kâr payı yerine kendi şirketime fatura kessem daha mı avantajlı?

Bazı durumlarda evet ama bu bir tercih meselesi değil, gerçeklik meselesi. Türkiye'den yurt dışındaki şirkete gerçekten bir hizmet veriyorsanız faturalamak doğru yol ve bu bir hizmet ihracı. Ancak siz o şirketin ortağı olduğunuz için ilişkili kişi sayılıyorsunuz ve bedelin emsallere uygun olması gerekiyor. Gerçek olmayan bir hizmeti faturalamak ya da bedeli keyfî belirlemek, kazandığınızdan fazlasını geri veren bir yola dönüşüyor.

Bu soruya ayrılmış sayfa

Parayı hiç getirmesem, yurt dışında bıraksam olmaz mı?

Getirmemek bir çözüm değil çünkü belirli şartlar altında kazanç dağıtılmasa bile Türkiye'de vergilendirilebiliyor. Şirketin yarısından fazlasının Türkiye'de tam mükellef kişilerin kontrolünde olması, hasılatın dörtte birinden fazlasının pasif nitelikte olması ve bulunduğu ülkedeki efektif vergi yükünün yüzde onun altında kalması bir arada gerçekleşirse kazanç dağıtılmış sayılıyor. Bu durumda parayı getirmemiş oluyorsunuz ama vergisini ödemiş oluyorsunuz.

Bu soruya ayrılmış sayfa

Para Türkiye'ye gelirken bankada takılır mı?

Takılabiliyor ve bunun sebebi genelde vergisel değil, bankanın transferi nasıl okuduğu. Gönderim açıklamasında yer alan tek bir kelime, transferin kredi veya sermaye hareketi olarak değerlendirilmesine ve haftalarca beklemesine yol açabiliyor. Kâr payı transferinde açıklamanın işlemin gerçek niteliğini yansıtması ve dağıtım kararının belgeli olması, süreci en çok hızlandıran iki unsur.

Bu soruya ayrılmış sayfa

Yurt dışı şirketin Türkiye'de tam mükellef sayılması bu hesabı değiştirir mi?

Baştan aşağı değiştirir. Bir şirketin Türkiye'de tam mükellef sayılması için kanuni merkezinin burada olması şart değil; iş merkezinin, yani işlemlerin fiilen toplandığı ve yönetildiği yerin Türkiye'de olması yeterli. Böyle bir tespit yapıldığında artık ortada Türkiye'ye getirilecek bir yurt dışı kazancı değil, en baştan Türkiye'de vergilendirilmesi gereken bir kurum kazancı bulunuyor. Kâr payı istisnası, mahsup gibi başlıklar da anlamını yitiriyor.

Bu soruya ayrılmış sayfa

Vergi durumunuzu konuşalım.

Startup, KOBİ veya yabancı yatırımcı olun - 30 dakikada durumunuzu değerlendiriyorum.

Ücretsiz Randevu Al →
← Tüm yazılara dön